CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal: “İşte o Cumhuriyet’le bu Cumhuriyet arasındaki temel fark”
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Cumhuriyet’in 103. yılı dolayısıyla CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında tarım politikalarının tarihsel dönüşümünü değerlendirdi. Nazilli Basma Fabrikası’nın kuruluşundan günümüzde dalında kalan narenciyeye uzanan süreci ele alan Sarıbal, özelleştirmeleri, ithalat politikalarını, üreticinin gelir kaybını ve süt fiyatlarını eleştirdi. Sarıbal, Cumhuriyet’in üretim, sanayi ve sosyal devlet anlayışının yeniden güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında Cumhuriyet’in 103. yılı dolayısıyla Türkiye’nin tarım ve sanayileşme politikalarını değerlendirdi. Cumhuriyet’in kuruluş döneminde tarımsal üretimin sanayileşmeye kaynak sağladığını belirten Sarıbal, günümüzde üreticilerin artan maliyetler, düşük ürün fiyatları ve ithalat politikaları nedeniyle ekonomik güçlüklerle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında çiftçinin üretimini artırmayı, halkın beslenmesini sağlamayı ve tarımsal ürünleri sanayinin hammaddesine dönüştürmeyi hedefleyen bir kalkınma anlayışının benimsendiğini ifade eden Sarıbal, özelleştirmelerle birlikte tarım ve sanayi arasındaki ilişkinin zayıfladığını savundu.
“PORTAKALLA FABRİKA KURAN CUMHURİYET’İN FABRİKALARI SATILDI, PORTAKALI DALINDA KALDI”
Nazilli Basma Fabrikası’nın kuruluş sürecini örnek gösteren Sarıbal, fabrikanın Sovyet kredisiyle kurulduğunu ve 1937 yılında faaliyete geçtiğini hatırlattı. Kredinin geri ödemesinin narenciye üzerinden yapılmasına ilişkin anlaşmaya dikkat çeken Sarıbal, çiftçinin yetiştirdiği ürünün ülkenin sanayileşmesinde önemli bir kaynak olarak değerlendirildiğini belirtti.
Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde şeker pancarı üretimiyle şeker fabrikalarının, pamuk üretimiyle tekstil sanayisinin birlikte geliştirildiğini kaydeden Sarıbal, tarımsal kalkınmanın sanayi yatırımlarından bağımsız düşünülmediğini ifade etti.
Mersin, Antalya ve Adana'da narenciye üreticilerinin bugün ürünlerini değerinde satamadığını, bazı ürünlerin dalında kaldığını belirten Sarıbal, geçmişte sanayileşmenin finansmanında kullanılan tarımsal ürünlerin günümüzde üreticisine yeterli gelir sağlayamadığını söyledi.
Sarıbal, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki üretim politikalarıyla günümüzde uygulanan ekonomi politikalarını karşılaştırarak, “İşte o Cumhuriyet’le bu Cumhuriyet arasındaki temel fark.” dedi.
“FABRİKA KURULURKEN ÇİFTÇİNİN ÜRETİM GÜCÜ DE GELİŞTİRİLDİ”
Atatürk’ün 1 Mart 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada üreten köylünün ülkenin kalkınmasındaki önemini ortaya koyduğunu hatırlatan Sarıbal, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde tarımsal üretimin artırılmasının temel önceliklerden biri olduğunu belirtti.
Aşar vergisinin kaldırılmasıyla köylünün üzerindeki ekonomik yükün hafifletildiğini ifade eden Sarıbal, çiftçilerin üretime katılımını artırmak amacıyla kamu kaynaklarının kullanıldığını kaydetti.
Şeker fabrikalarının kurulmasıyla pancar üreticisine makine ve ekipman desteği sağlandığını anlatan Sarıbal, şeker üretiminden elde edilen küspenin hayvancılıkta değerlendirilmesiyle tarım ve hayvancılık arasında bütünleşik bir üretim modeli oluşturulduğunu söyledi.
Bursa Merinos Fabrikası’nın ihtiyaç duyduğu yapağının karşılanması için hayvan ıslahı çalışmalarının yürütüldüğünü de hatırlatan Sarıbal, hayvancılığın geliştirilmesiyle tekstil sanayisinin hammadde ihtiyacının birlikte ele alındığını ifade etti.
Sarıbal, Cumhuriyet’in tarımı yalnızca gıda üretimi olarak görmediğini, giyimden sanayiye kadar ülkenin temel ihtiyaçlarını karşılayan ekonomik yapının önemli bir unsuru olarak değerlendirdiğini vurguladı.
“ÖZELLEŞTİRMELER ÜRETİCİYİ KORUYAN KAMUSAL YAPIYI ZAYIFLATTI”
Şeker, yem, süt, gübre ve tütün sektörlerinde gerçekleştirilen özelleştirmeleri eleştiren Sarıbal, kamunun üretim, işleme ve pazarlama alanlarından çekilmesinin çiftçinin ekonomik gücünü zayıflattığını savundu.
Tütün sektöründe Reji İdaresi’nin tasfiye edilmesiyle oluşturulan kamusal denetim mekanizmasını hatırlatan Sarıbal, sonraki yıllarda gerçekleştirilen TEKEL özelleştirmelerinin üretim ve ticaret yapısını değiştirdiğini belirtti.
Tütün üretimi ve ticaretinde uluslararası şirketlerin etkisinin arttığını ifade eden Sarıbal, üreticilerin piyasa koşulları karşısında daha korunmasız hâle geldiğini söyledi.
Kayseri’de 73 yıllık geçmişe sahip Orta Anadolu Mensucat’ın üretiminin sona ermesine de değinen Sarıbal, tekstil sektöründeki üretim kaybının pamuk üreticilerini de doğrudan etkilediğini kaydetti.
Türkiye’nin kendi tarımsal hammaddelerini işleyen sanayi tesislerini koruması gerektiğini vurgulayan Sarıbal, hayvancılıkta yem hammaddelerine, bitkisel üretimde ise gübre ve diğer tarımsal girdilere yönelik dışa bağımlılığın arttığını ifade etti.
Sarıbal, üreticiyi destekleyen kamu kurumlarının zayıflatılmasıyla ithalata dayalı tarım politikalarının birbirini tamamlayan süreçler olduğunu savundu.
“ÇİFTÇİNİN ÜRÜNÜNÜ ALAN VE ÖRGÜTLENMESİNİ DESTEKLEYEN BİR KAMU ANLAYIŞI VARDI”
Cumhuriyet döneminde tarımsal üretimin artırılması kadar çiftçilerin örgütlenmesine de önem verildiğini belirten Sarıbal, tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinin üreticilerin finansmana, girdilere ve pazara erişiminde önemli görevler üstlendiğini söyledi.
Atatürk’ün 1936 yılında Silifke’de bir tarım kredi kooperatifine ortak olmasını hatırlatan Sarıbal, kooperatifçiliğin Cumhuriyet’in kalkınma politikalarında önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.
1932 yılında Ziraat Bankasına buğday alım görevi verilmesini ve 1938 yılında Toprak Mahsulleri Ofisinin kurulmasını değerlendiren Sarıbal, devletin çiftçinin ürününü satın alma, depolama ve piyasaya sunma sorumluluğunu üstlendiğini belirtti.
Toprak Mahsulleri Ofisinin günümüzdeki ithalat faaliyetlerini eleştiren Sarıbal, kurumun yerli üreticiyi destekleyen yapısının güçlendirilmesi gerektiğini savundu.
Kooperatiflerin kamusal güvencelerden uzaklaştırılarak serbest piyasa koşullarına bırakıldığını ifade eden Sarıbal, üretici örgütlerinin çiftçinin ürününü değerlendirebilecek ve ekonomik sorunlarına çözüm üretebilecek güce kavuşturulması gerektiğini vurguladı.
“MEMLEKETTE TOPRAKSIZ ÇİFTÇİ BIRAKILMAMALIDIR”
Cumhuriyet’in tarım politikalarında toprak reformunun önemli bir yer tuttuğunu belirten Sarıbal, Atatürk’ün 1937 yılındaki Meclis açış konuşmasında dile getirdiği “Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır.” sözlerini hatırlattı.
1945 yılında çıkarılan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun büyük toprak sahiplerinin direnciyle karşılaştığını anlatan Sarıbal, uygulamanın ağırlıklı olarak kamu arazilerinin dağıtılmasıyla sınırlı kaldığını ifade etti.
Toprak mülkiyetindeki eşitsizlikleri giderecek kapsamlı bir reformun tamamlanamadığını belirten Sarıbal, bu durumu Türkiye’nin tarımsal kalkınma sürecindeki önemli kırılmalardan biri olarak değerlendirdi.
12 Eylül 1980 darbesinin ardından uygulanan ekonomi politikaları, özelleştirmeler ve 2000’li yıllarda gerçekleştirilen düzenlemelerle tarım sektörünün kamusal desteklerden uzaklaştırıldığını savunan Sarıbal, günümüzdeki dışa bağımlılığın tarihsel ve siyasal tercihlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ LAİKLİKTEN, DEMOKRASİDEN VE SOSYAL DEVLETTEN AYRI DÜŞÜNEMEYİZ”
Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim biçimi olarak ele alınamayacağını belirten Sarıbal, laiklik, demokrasi, sosyal devlet ve hukuk devleti ilkelerinin bir bütün oluşturduğunu ifade etti.
Sarıbal, “Türkiye Cumhuriyeti’ni laiklikten, demokrasiden, sosyal devletten, hukuk devletinden ayrı düşünemeyiz.” dedi.
Laikliğin bütün inançların özgürce yaşanabilmesinin güvencesi olduğunu belirten Sarıbal, demokrasinin ifade özgürlüğünü, eşit yurttaşlığı ve halkın seçme hakkını koruması gerektiğini vurguladı.
Seçim kazanmanın sınırsız yetki anlamına gelmediğini ifade eden Sarıbal, seçilmiş belediye yönetimlerine yönelik müdahaleleri ve hak arama özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları eleştirdi.
Sosyal devletin yurttaşların barınma, eğitim, sağlık ve gıdaya erişimini güvence altına almakla yükümlü olduğunu söyleyen Sarıbal, bağımsız ve tarafsız yargının demokratik hukuk devleti açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.
Cumhuriyet’in temel ilkelerinin uygulamada karşılık bulması gerektiğini vurgulayan Sarıbal, “Sadece Cumhuriyeti söylemek yetmez. İçini sahici bir şekilde doldurmak gerekir.” ifadelerini kullandı.
“SÜT ÜRETİCİSİ MALİYETLER KARŞISINDA GELİR KAYBEDİYOR”
Basın toplantısında hayvancılık sektöründeki sorunları da gündeme getiren Sarıbal, çiğ süt tavsiye fiyatının 1 Mayıs’tan bu yana litre başına 24 lira 30 kuruş olduğunu hatırlattı.
Yem, akaryakıt, elektrik ve taşıma maliyetlerinin arttığını ancak çiğ süt fiyatının aynı seviyede kaldığını belirten Sarıbal, üreticilerin maliyetlerini karşılamakta zorlandığını söyledi.
Süt üretiminin sürdürülebilirliği açısından süt ve yem fiyatları arasındaki ilişkinin önemine dikkat çeken Sarıbal, bir litre süt karşılığında en az 1,5 kilogram yem alınabilmesi gerektiğini ifade etti.
Yemin kilogram fiyatının 22 liraya ulaştığını belirten Sarıbal, bu hesaplamaya göre çiğ süt fiyatının litre başına 33 lira olması gerektiğini kaydetti.
Mevcut fiyatlarla üreticinin gelir kaybının devam ettiğini savunan Sarıbal, süt hayvanlarının kesime gönderilmesinin gelecekte et üretimini de olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.
“BİR DEVLET TOPLUMUNUN GIDA HAKKINI İTHALATA BAĞLAYAMAZ”
Yerli üreticilerin desteklenmesi yerine ithalat politikalarına ağırlık verilmesini eleştiren Sarıbal, tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılığın gıda güvenliği açısından risk oluşturduğunu ifade etti.
Üreticinin gelirini koruyan, tarımsal girdilere erişimini kolaylaştıran ve üretim kapasitesini geliştiren politikaların uygulanması gerektiğini belirten Sarıbal, kamunun tarımsal üretim ve pazarlama süreçlerinde daha etkin olması gerektiğini savundu.
Sarıbal, “Bir devlet, kendi toplumunun gıda hakkını, gıda ihtiyacını yabancı tekellere ve ithalata bağlayamaz.” dedi.
Cumhuriyet’in kuruluş döneminde tarımın sanayileşmenin temel kaynaklarından biri olarak değerlendirildiğini hatırlatan Sarıbal, çiftçinin üretim gücünün artırılması, kooperatiflerin desteklenmesi ve tarıma dayalı sanayinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmiyorum
0
Aşk
0
Komik
0
Öfkeli
0
Üzgün
0
Vay
0